ABD ile Rusya arasında stratejik nükleer silahların sınırlandırılmasını hedefleyen Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması (New START) resmen sona erdi. 2010’da imzalanan ve uzun yıllar süren müzakereler sonucunda yürürlüğe giren bu anlaşma stratejik nükleer kuvvetleri sınırlama taahhüdü ile dikkat çekiyordu. Ancak 5 Şubat 2026 tarihi itibarıyla artık yürürlükte değil ve tarafların üzerindeki denetim yükümlülükleri kalktı. Bu durum yarım asrı aşkın süredir nükleer silah kontrolü alanında en önemli mekanizmalardan birinin artık ortadan kalktığını gösteriyor.
“Yeni START” olarak bilinen bu anlaşma 2010 yılında ABD Başkanı Barack Obama ile Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev tarafından imzalandı ve her iki ülkenin elindeki stratejik nükleer cephaneliği belirli sınırlarda tutmayı taahhüt ediyordu. Resmi olarak konuşlandırılmış nükleer savaş başlıkları 1.550’yi ve bunları taşıyan fırlatma araçları 700’ü aşamayacaktı. Anlaşma ayrıca karşılıklı denetimler ve bilgi paylaşımı ile tarafların sözlerine uyup uymadığını düzenli olarak doğrulamalarına olanak tanıyordu.
Ancak bu mekanizma Covid-19 pandemisi sonrası denetimlerin durması ardından Rusya’nın anlaşmayı fiilen askıya alması gibi gelişmelerle zayıfladı. 2023’te Moskova anlaşmaya katılımını askıya aldığını duyurdu fakat yine de sayısal kısıtlamalara uyma sözü devam etti.
Küresel Güvenlik ve Kritik Tepkiler
Anlaşmanın sona ermesi uluslararası güvenlik çevrelerinde ciddi endişelere yol açtı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres yarım asrı aşkın süredir yürürlükte kalan bu kontrol mekanizmasının ortadan kalkmasının “uluslararası barış ve güvenlik açısından ciddi bir dönüm noktası” olduğunu belirterek taraflara yeni bir anlaşma yapma çağrısı yaptı.
Kremlin ise anlaşmanın sona ermesine rağmen ulusal çıkarlarını gözeterek sorumlu bir yaklaşımı sürdüreceklerini açıkladı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov Rusya’nın nükleer stratejik istikrarı korumaya çalışacağını ifade etti.
Anlaşmanın yokluğunda nükleer silahlanma yarışının yeniden başlayıp başlamadığı tartışılıyor. Rusya ve ABD hâlihazırda modernizasyon programlarını sürdürmekte ve kendi cephaneliklerini geliştirmekte. Bu da kontrol eksikliği ortamında silahlanmanın hız kazanabileceği kaygılarını doğuruyor.
Bu bağlamda daha geniş kapsayıcı bir anlaşmaya duyulan ihtiyaç konuşuluyor; özellikle Çin’in de dahil edilmesi gerektiği görüşü öne çıkıyor. Ancak Pekin bu tür müzakerelere katılmayı reddediyor çünkü mevcut nükleer kapasitesinin ABD ve Rusya’ya göre daha düşük olduğunu ve bu tür bir anlaşmanın “adil ve makul” olmayacağını savunuyor.